Yaşlanmış teni, yılların yorgunluğunu saklamaya çalışan eski bir deri gibi gerilmiş, ama o amcık hâlâ gözü doymaz, her an kabarmaya hazır haldeydi. Kötü kaderin üzerine çöktüğü bu yaşlı kadın, içine sinsice sokulan kalın karağının acımasız darbeleriyle kıvranmaya başladı. Sertçe dayanan o kalın yarak, önce amcığını acıtıyor, sonra içine iyice köklenmek için derinlere iniyordu. Her girip çıkışta yaşadığı karanlık hazla yüzünü buruşturuyor ama hiçbir şekilde geri çekilmiyordu. O sert kaburgaların arasından çıkan nefesleri kesiliyor, boynunu geriyor; tüyler ürperten bir diken gibi saplanan o iri yarak onun bütün dirençlerini kırıyordu.
Kalınlığına alışamayan amcığı, her dalmayla irkiliyor ve terli bedenini sarsıyordu. O eski kadın artık sadece boş bir kap değil, karanlık arzulara açılmış zifiri bir deliğe dönüşmüştü; her sert kökleyişte daha da deli oluyor, içindeki yanardağ patlıyordu. Yalaklarının ıslaklığıyla parmakları kayıyor, amcığını avuçlayıp emekleme haliyle kendini teslim ediyordu. Sert hareketler arttıkça amcığı dayanılmaz biçimde genişliyor, vücudunun her zerresi o kabağı yutmanın şokuyla inliyordu.
İki elinin arasında kıvrılarak başını yere eğdiğinde bile adam durmuyordu; çekiyor-sokuyor; oradaki ateşi körüklüyordu. Hiddetle gelen her dalgayla birlikte yaşlı kadının içinde fırtınalar kopuyor; ayaklarını aralayıp kuyruğuna kalkan dilenci gibi teslim oluyordu. Karnına vurur gibi gelen itişler etrafında dönüyor; sanki içindeki tüm rezillik tek tek ortaya çıkarılıyordu. Sonunda adam art arda bastırıp sanki patlatacakmış gibi sıktığında kadın çığlıklarla kıvranarak doruğa ulaşıp kendinden geçti; amcığı en derine kabul ederek son nefesini boğarcasına vermişti. Bu pislik dolu kökleme seansında bedenleri yara aldıysa da akıllar asla temizlenmeyecekti.

