Ofisin havası, sıkıcı projelerden çok uzakta, bambaşka bir gerilimle doluydu. Yaşlı adamın gözleri, iş saatlerinde olması gereken ciddi ifadeden uzak, kıvırcık saçlı folloş kadının tenine ve kıvrımlarına saplanmıştı. Masanın üzerindeki dosyalar gibi sert duruşlar yerini yumuşak ve akışkan hareketlere bırakıyordu. Kadının kocaman amcığını fark etmesiyle birlikte, artık iş yoktu; sadece arzu vardı.
Kadının göğsünün üstünde gezdirilen parmaklar, dokundukları her yerden elektrik saçıyor, o eski adamın deneyimli elleri onun vücudunu keşfe çıkıyordu. Gözlerindeki istekle beraber dudaklarından çıkan hırıltılar arasında nefesler hızlanmıştı. O kırışıklıkları ve yaşlı teni bir yana, yavaşça çözülüyordu kadın; elini kendi kalçasına götürüp onu daha da kışkırtıyordu. Amcığını parmaklarının arasına aldı adam, usulca ama emin hareketlerle içine çekiyor, onu tekleyen o kalın yarakla buluşturuyordu.
Masaya yatırdı kadınını; eteğinin altından sıyrılan golden amcık derisiyle buluşan sıcak yarağın dipsizliğine teslim oldu hemen. Sanki yılların acısını çıkarır gibi dibine kadar sokuyor yaraklarını, bu sefer işi bırakıp tek yaptığı şey vardı: kadınını inletecek kadar köklemek. Kadın da boş durmuyor, ellerini adamın saçlarında gezdiriyor; bacaklarını açıp daha derin girmesi için davet eder gibi göbek hizasından basıyordu.
Küt diye masaya vurup ritmi artırdı yaşlı adam; her dalgayla kadın derinlerde sarkıyor, haykırışları ofisin duvarlarına çarpıp yankılanıyordu. Yarağın ucundan kayarcasına amcığın iç duvarlarına sürtünürken kadının kalçaları kendiliğinden kalkıyor; bu sakso seansı gerçekten de aleni bir işgaldi. Kafasını arkaya atıp sesini iyice açtı folloş; “Aaaaah sik beni be!” diyerek yalvardı neredeyse.
Son hamlede yaranın dibinden vurdu yaşlı kurt; kadın bütün gücüyle masayı itip kendini yere bıraktı bile. Hırıltılı nefesler içinde titreşimler yayılırken yan yana yığıldılar; o gün ofis hiç proje görmedi ama unutulmaz bir kökleme seansına sahne oldu.

