Üst kattaki kapı aralandığında, o anın ağırlığıyla nefesler kesiliyor. Annenin gözleri, oğlunu sandığı adamın suratına kilitlenmiş; ama gerçek bambaşka, çünkü karşısında melek gibi bir folloş değil, başka biri duruyor. İstasyondan çıkmış gibi terli, gergin ve hesapsızca yakışıklı bu adamda, anne içgüdüsel bir ateş yakıyor. İlk başta şok içinde kalakalsa da, o yumuşak ama sert bakan gözlerde bir ihanetten çok arzunun kıvılcımları yanıyor. Kapının kenarına yaslanıp onu süzmesiyle başlayan gerilim tehlikeli sulara sürükleniyor.
Kadının elleri istemsizce titrerken karşısındaki koca yarak onu esir alıyor. Yavaşça üzerine yürüyen adam, yanağından başlayan öpücüklerle kadının tenine hükmediyor. O an gerginlik yıkılıp yerine sapıtkan bir tutkuyla doluyor. Annenin dudakları hafiften aralanırken, adamın elinin göğüslerindeki sertleşmiş memelerini kavrayışı alevlere benziyor. Kadının bedeninde yükselen isyanı susturup kendini kaptırmasıyla ortam baştan aşağı değişiyor; sakso çekişi kafaları bulandırıyor, nefesler hızlanıp boğazdan hırıltılar yükseliyor.
Adam kelepçeler gibi sıkıştırdığı belini daha güçlü dayayıp içeriye dalıyor. Kadının amcığı onun hışmıyla her darbede daha da ısınıyor; zihninde yok oluyor tüm utançlar, sadece derinin altında patlayan duyular kalıyor. Sikiş sertleşirken kadın inlemesini gizleyemiyor ama bu sesle daha efsanevi oluyor her hareketleri. Eller kaşındıkça kaşıyor vücudun her noktasını; inlemelerse gittikçe vahşi ve kontrolsüzleşiyor.
Sonunda dayanılmaz zirveye varıp bütün hazzı bedeninde patlatıyor; titreyen kasları ve çözülen dizleriyle bitmek bilmeyen köklemenin sonundaki boşalmanın tadını çıkarıyor. Her damla sıvı yere düşerken hatırlatıyor ona bu gecenin nasıl yasak ve çılgınca geçtiğini; kimsenin tahmin bile edemeyeceği kadar karanlık ve vahşi bir oyun olduğunu…

